|
BİR YAZARIN YÜREK BURKAN HİKAYESİ
Eğitimci-Yazar Dr.Halit Ertuğrul’un özel yaşamı konusunda bir Röportaj
Eğitimci-Yazar Dr.Halit Ertuğrul’u okuyucuları ilk önce Kendi Arayan Adam’la
tanıdılar. Öyle ki yazarın bu kitabı yazıldığı günden bugüne kadar satış
noktalarından hiç gündemden düşmedi. Yıllar geçtikçe daha çok sattı. Biz bugün
olduğu gibi geçmişte de bir kitabın iki-üç yıl gündemde kalmasına aşinaydık.
Ancak yıllar geçtikçe bir kitabın daha da rağbet görür hâle gelmesine aşina
değildik. Bu durum sıradan bir olay değildi. İşte Dr. Halit Ertuğrul böyle bir
kitabın yazarıydı. Daha sonra yazdığı kitapları da aynı durumu korudular. Ve
yazarın kitapları artık ekmek peynir gibi satılıyor. Çevrenizde onun kitaplarını
hediye seti olarak kucağında taşıyanlara siz de rastlamışsınızdır. İşte
kitapları milyonlar satan bir yazarı bu sayıda siz değerli okuyucularımız için
konuk ettik.
Soru: Bize çocukluğunuzdan bahseder misiniz?
Cevap: Ben elli günlük bir bebekken babam bizi bırakıp gitmiş. Ben ve ağabeyimle
rahmetli annem yapayalnız kalmışız. Dünyaya gözlerimi açtığımda rahmetli annemin
gözyaşlarının hiç dinmediğini gördüm. Çocukluğum yokluk, imkansızlık ve
çaresizlik içinde geçti. İlkokulu bitirdikten sonra okumak istedim, ama
imkanlarımız olmadığı için üç yıl okuyamadım.Okuyamama benim için öyle bir
ateşte ki, her gün içimi yakmaya devam ediyordu.Her gün Allah’a yalvarırdım, “ne
olur Allah’ım bana bir okul nasip et”diye… Çünkü arkadaşlarım okula gitmişlerdi.
Onların boyna kravatlı, ütülü pantolonlu ve bir şehir çocuğu olarak karşıma
çıkmaları karşısında kahrolurdum, küçülürdüm ve onlardan kaçardım.Okuma hayalim,
üç yıl sonra ağabeyimin yardımıyla gerçekleşmişti. O ilk okul gününü unutamam.
Adeta okulun toprağını öpüyordum, duvarlarına sarılıyordum, çantamı mukaddes bir
emanet gibi sımsıkı kucağıma basıp asla bırakmıyordum. Hele dersele ise,
çalışmak bir yana sanki su gibi içmek istiyordum.Çünkü, biliyordum ki bu benim
son şansımdı.Başarılı olmaktan başka bir şey düşünemezdim. O zaman çok iyi
anladım ki, meğer çaresizlik en büyük bir güçmüş, kuvvetmiş ve çareymiş…
Rabbim lütfetti, büyük bir muadeleden sonra ilkokul öğretmeni oldum.Daha doğrusu
kısa yoldan hayata atılmak gerekiyordu, onun için çok istediğim halde daha
yüksek bir okula gidemedim.Gitsem bile imkansızlıklarımdan dolayı okumam mümkün
olmayacaktı.
Benim için ilkokul öğretmenliği cumhurbaşkanlığı gibi bir şeydi. Çünkü mağdur
bir köy çocuğu ve çobanlık yapan benim için, bu meslek ulaşılmaz bir yerdi. Ama
bir şeyi çok iyi anlamıştım ki, Rabbim bir şeye önce acıktırıyor sonra veriyor.
Çocukluğum hep özlemle geçti. Hep birilerinin elindeki çantaya, kaleme, giydiği
elbiseye ve yediği şeylere özlem duydum.Çünkü ben onlardan mahrumdum.
Arkadaşlarım defter alırdı, ben karalanmış defteri silerek kullanırdım.
Soru: Okuma aşkınız nereden geliyor?
Cevap: Bana okuma ufkunu annemin “oğlum oku, kendini kurtar. Çünkü seni ancak
sen kurtarırsın.Başka çaremiz yoktur.Yoksa ömrün çobanlıkla geçer, gider” diye
sürekli uyarması, içinde büyük bir okuma aşkı doğurdu.
Okul hayatım da zorluklar ve mücadelelerle geçti. Çok küçüktüm.Kendi
ihtiyaçlarımı kendim kazanmak zorundaydım.Bunun için yazları sürekli
çalışıyordum.Kışları ise, simit sattığım da oldu, ayakkabı boyacılığı
yaptığımda… Biraz serpilince de amelelik yapmaya başlamıştım. Annem sürekli
hastaydı ve bakıma muhtaçtı.Benim hayattaki tek desteğim, ağabeyimdi. Babam ise
hiç arayıp, sormadı. Zaten babamı yıllar sonra tanımıştım. Hele o ilk
karşılaşmamız. Nasıl unuturum o sahneyi…
Soru: Herkesin baba diye babasına sarıldığı günlerde siz baba diyemememin
verdiği ızdırab içindeydiniz, bu durumu okuyucularımızla paylaşır mısınız?
Cevap: Onu hâlen yaşıyorum, yaşım elli ama baba hasretini hâlen çekiyorum. Baba
bir ailede öyle bir şey ki baba desteği olmadan hep bir tarafınız eksik kalıyor.
Babam şu an yaşıyor. Görüşüyoruz ama içimdeki baba o değil, o baba açlığım
değil. Küçüklüğümde hasret kaldığım babayı arıyorum ben. Bana şimdi milyon tane
baba verseler, o küçücükken kucağını özlediğim babanın yerini asla dolduramaz.
Soru: Babanızda pişmanlık var mı?
Cevap:Evlendikten sonra babam bizi ziyarete geldi. Hanım yemek hazırlamıştı.
Babam o safra başında öylesine duygusallaştı ki, bir türlü eli yemeğe uzanamadı.
O sahneyi hiç unutamam.
Soru: Geçmişte yaşadığınız bu acıların sizin şimdiki yaşantınız üzerinde nasıl
bir etkisi var?
Cevap: Hiç şüphesiz… Bugüne kadar binlerce öğrencim oldu ve yüz binlerce de
okuyucularım… Ama ben geldiğim yeri iyi biliyorum ve asla unutamam. Ben
çobanlıktan geliyorum, çaresizlikten geliyorum… Okula, ekmeğe hasretinden
geliyorum. Rabbim bana öyle makamlar nasip etti ki bunu rüyalarımda görsem
inanamazdım. Hak etmediğim öyle yerlere geldim ki benim vazifem şimdi, önüme
serilen bu nimetlere şükretmek ve benim gibi olanlara da yardımcı olmaktır.
Şimdi, benim hayatımı yaşayanlar için, kitaplar yazılmalı, konferanslar
verilmeli onlara el uzatılmalı. Çalışmalı, çabalamalı. Çünkü ben hâlen bu
imkânlar dünyasının değil, o yokluklar dünyasına aitim. Yeni bir araba alıp onu
kullanmayı vicdanımda bir yere koyamıyorum. Ben hâlen o yoksulluk çeken
öğrencilerle biriyim.
Soru: Hayatınızdaki sıkıntılı dönemlerde ümitsizliğe düşer miydiniz?
Cevap:Hayır asla, daima Cenab-ı Hakka sığınıp Ondan isteme yolunu tercih
ederdim. Cenab-ı Hak istemeyi verirken öyle bir denge vermiş ki kim bütün
hücreleriyle isterse kâinat sahibi kapıları ona sonuna kadar açıyor.
Ben okuduğum tüm okulları dereceyle bitirdim.Benim arzum siyasal bilgilerdi.
Neden biliyor musunuz, çünkü bir dönem bir kaymakam bana yardım etmişti. O zaman
kaymakama sormuştum, kaymakam olmak için ne yapılır diye? O da Siyasal Bilgiler
fakültesini bitirmen lazım demişti. Ondan sonra gönlümde yatan okul hep bu oldu.
Amacım ise kaymakam olup, benim gibi muhtaç olanlara yardım etmekti. Ama
imkanlarımız buna el vermedi, Siyasalı okuyamadım.
Kısa yoldan hayata atıldım, ilkokul öğretmeni oldum. On iki yıl sonra üniversite
sınavlarına girdim kazandım. İki çocuğum olduğu halde dört yıl orada okudum, bir
taraftan da milli eğitim bakanlığında bakan danışmanlığı yapıyordum. Diplomamı
aldığımda oturup, ağladım.Çünkü imkansızlık nedeniyle Siyasalı okuyamamıştım.Ama
lisans eğitimi bittikten sonra yüksek lisansımı Kamu yönetiminde yaptım. Allahım
sen neler kadir değilsin ki… Ben lisans istiyordum, Rabbim yüksek lisans ve
doktora nasip etti.
O yıllarda yılın öğretmeni de seçilmiştim ve yazılarım bir çok yarışmalarda
ödüller alıyordu. Rabbim bütün bu güzellikleri bir hikmet için veriyordu, “sen
de senin gibi olanların elinde tut” diye…
Şimdi elliye yakın kitabımız yayınlandı.Bunlar tamamen yaşınmış hayat
gerçekleridir. Bir kısmı da eğitim kitaplarıdır. Ben kitaplarımı gözyaşlarıyla
yazıyorum.Göz yaşlarıyla yazılan kitaplar da gözyaşlarıyla okunuyor.Bunun izin
çok şükür kitaplarım satış rekorları kırıyor.
Her gün sayısız mektup ve mailler alıyorum.Okuyucularım başlarından geçenleri
yazıp gönderiyor.Bu ibretli ve dram dolu hatıralar ise benim kitaplarımın
konusunu oluşturuyor.Yani okuyucu kitaplarda kendisini buluyor.
Ben her ne kadar bir yazar olarak tanındım ise de, asıl görevim öğretmenliktir.
Bütün öğrencilerimi manevi evladım olarak kabul ettim ve onlarla bir baba-evlat
diyoloğu içindeyiz.
Bir baba çocuğunu tehlikede görürse nasıl gözüne uyku girmezse, ben de o
öğrencilerimi bekleyen tehlikeleri düşündükçe bir şeyler yapma çabasıyla
yazıyorum. Şu an bana Düzceli Mehmet isimli kitabımı yeniden yaz deseniz
yazamam. O yazar Halit Ertuğrul’un eseri. O zamanı gelince kitabını yazıyor
sonra kenara çekiliyor. Bana da onun yazdıklarını anlatmak düşüyor.
Hiçbir zaman bir kitap yazayım diye oturup düşünemedim. Bana ulaşan yürek bunkan
ve acı dolu hayat öyküleri önce benim dünyamı alt-üst ediyor, sonra da onları
gözyaşlarıyla kitaplaştırıyorum. Benim en ünlü kitaplarım olan, Kendini Arayan
Adam, Düzceli Mehmet, Aysel, Cana, Son Umut gibi eserlerin birkaç günde
yazıldı.Çünkü onlar kurgu değil ve benim hayal gücümü yansıtmıyor.Tamamen
yaşanmış öykülerdir.
Soru:Evliliğiniz nasıl oldu?
Cevap:İlkokul öğretmeniydim. Komşumun da hanımefendi bir kızı vardı. Evlenmeden
önce onunla iki şeyi paylaştık.” Ben hem okuyacağım, hem de çaresiz insanlara
imkanlarım ölçüsünde çare olmaya çalışacağım. Sana mükemmel bir hayat vaat
edemem. Benimle birlikte bu gönül hizmetine varsanız, seninle bu mütevazzi hayat
soframı paylaşırım.Yoksa seni hayal kırıklığına uğratmak istemem” dedim.
Eşim Rabbimin bana olan bir başka ihsanıdır.Bugün bir eğitimci ve bir yazar
olarak bir yerlere geldiysek, bu eşimin çok büyük bir fedakarlığı ve desteğiyle
olmuştur. Çünkü ben çalışmalarım dolayısıyla çok doluyum.Konferanslar, yazılar,
eğitim görevimiz derken zaman çabuk tükeniyor. Sağ olsun bunun için eşim,
çocuklarımıza hem anne oldu, hem baba oluyor ve bana zaman açıyor. Rabbim, Kim
kendisi için bir şeyler yapıyorsa na sıkıntılarında yardım ediyor. Şükürler
olsun Rabbime.
Soru:Yazar Halit Ertuğrul’un Kendini Arayan Adamı satış rekorları kıran,
yayınevlerine cesaret veren bir kitaptı. Şu anda bir milyona yaklaşan baskıya
doğru gidiyor. Sizce bir kitap nasıl olmalı?
Cevap: Kitap gündemi takip etmeli ve güncel problemlere yer vermeli…Kitap
hayatın içinde olmalı ve kendini okutturacak bir dille yazılmalı…. Okuyucu
kitabı eline aldığı zaman, kendini akıcılığına kaptırmalı ve kitap sahnelerde
kendi hayatını görmeli… Ve kitap okuyuculara iyi bir rehber olmalı… Bir oturuşta
da bitirilebilecek muhteva da bulunmalıdır.
Bütün öğrencilerine, bütün okuyucularıma selam ve dualarımı gönderiyorum.Yeni
kitaplarda buluşmak üzere…. Halit Ertuğrul
|